18 Mart 2009

Atatürk Demiş ki;

6 Mart 1922

"... Hepiniz bilirsiniz ki, Avrupa'nın en önemli devletleri, Türkiye'nin zararıyla, Türkiye'nin gerilemesiyle ortaya çıkmışlardır. Bugün bütün dünyayı etkileyen, milletimizin hayatını ve ülkemizi tehdit altında bulunduran, en güçlü gelişmeler, Türkiye'nin zararıyla gerçekleşmiştir.
Eğer güçlü bir Türkiye varlığını sürdürseydi, denebilir ki İngiltere'nin bugünkü siyaseti var olmayacaktı. Türkiye, Viyana'dan sonra Peşte ve Belgrat'ta yenilmeseydi, Avusturya/Macaristan siyasetinin sözü edilmeyecekti. Fransa, İtalya, Almanya da, aynı kaynaktan esinlenerek hayat ve siyasetlerini geliştirmişler ve güçlendirmişlerdir."
"... Bir şeyin zararıyla, bir şeyin yok olmasıyla yükselen şeyler, elbette, o şeylerden zarar görmüş olanı alçaltır. Gerçekten de Avrupa'nın bütün ilerlemesine, yükselmesine ve uygarlaşmasına karşılık, Türkiye gerilemiş, düştükçe düşmüştür. Türkiye'yi yok etmeye girişenler, Türkiye'nin ortadan kaldırılmasında çıkar ve hayat görenler, zararlıolmaktan çıkmışlar, aralarında çıkarları paylaşarak, birleşmiş ve ittifak etmişlerdir. Ve bunun sonucu olarak, birçok zekâlar, duygular, fikirler, Türkiye'nin yok edilmesi noktasında yoğunlaştırılmıştır. Ve bu yoğunlaşma,yüzyıllar geçtikçe oluşan kuşaklarda, adeta tahrip edici bir gelenek biçimine dönüşmüştür. Ve bu geleneğin, Türkiye'nin hayatına ve varlığına aralıksız uygulanması sonucunda, nihayet Türkiye'yi ıslah etmek, Türkiye'yi uygarlaştırmak gibi birtakım bahanelerle, Türkiye'nin iç hayatına, iç yönetimine işlemiş ve sızmışlardır. Böyle elverişli bir zemin hazırlamak güçve kuvvetini elde etmişlerdir."
"...Oysa güç ve kuvvet, Türkiye'de ve Türkiye halkında olan gelişme cevherine, zehirli ve yakıcı bir sıvı katmıştır.
BUNUN ETKİSİ ALTINDA KALARAK, MİLLETİN EN ÇOK DA YÖNETİCİLERİN ZİHİNLERİ TAMAMEN BOZULMUŞTUR. ARTIK DURUMU DÜZELTMEK, HAYAT BULMAK, İNSAN OLMAK İÇİN, MUTLAKA AVRUPA'DAN NASİHAT ALMAK, BÜTÜN İŞLERİ AVRUPA'NIN EMELLERİNE UYGUN YÜRÜTMEK, BÜTÜN DERSLERİ AVRUPA'DAN ALMAK GİBİ BİRTAKIM ZİHNİYETLER ORTAYA ÇIKTI.
Oysa hangi istiklal vardır ki yabancıların nasihatlarıyla,yabancıların planlarıyla yükselebilsin? Tarih böyle bir olay kaydetmemiştir.Tarihte, böyle bir olay yaratmaya kalkışanlar, zehirli sonuçlarla karşılaşmışlardır. İşte Türkiye de, bu yanlış zihniyetle sakat olan bazı yöneticiler yüzünden, her saat, her gün, her yüzyıl, biraz daha çok gerilemiş, daha çok düşmüştür."
"..Bu düşüş, bu alçalış, yalnız maddi şeylerde olsaydı, hiçbir önemi yoktu. Ne yazık ki Türkiye ve Türk halkı, ahlâk bakımından da düşüyor. Durum incelenirse görülür ki, Türkiye Doğu maneviyatıyla sona eren bir yol üzerinde bulunuyordu. Doğu'yla Batı'nın birleştiği yerde bulunduğumuz, Batı' ya yaklaştığımızı zannettiğimiz takdirde, asıl mayamızolan Doğu maneviyatından tamamıyla soyutlanıyoruz. Hiç şüphesizdir ki bundan, bu büyük memleketi, bu milleti, çöküntü ve yok olma çıkmazına itmekten başka, bir sonuç beklenemez ."
"... Bu düşüşün çıkış noktası korkuyla, aczle başlamıştır. Türkiye'nin, Türk halkının nasılsa başına geçmiş olan birtakım insanlar,galip düşmanlar karşısında, susmaya mahkûmmuş gibi, Türkiye'yi âtıl veçekingen bir halde tutuyorlardı. Memleketin ve milletin çıkarlarının gerektiğini yapmakta korkak ve mütereddit idiler. Türkiye'de fikir adamları, âdetâ kendi kendilerine hakaret ediyorlardı. Diyorlardı ki: 'Biz adam değiliz ve olamayız. Kendi kendimize adam olmamıza ihtimal yoktur.' Bizim canımızı, tarihimizi, varlığımızı bize düşman olan, düşman olduğundan hiç şüphe edilmeyen Avrupalılara, kayıtsız şartsız bırakmak istiyorlardı. 'Onlar bizi idare etsin' diyorlardı."

20 Şubat 2009

Mason olmanın dayanılmaz ağırlığı...

MUSTAFA ÜNAL 27.03.2005



Dikkatinizi çekmiştir, bugünlerde bazı gazetelerde masonlarla ilgili ayrıntılı haberler yayınlanıyor. Mason locasının içinden çeşitli figürler, gizli törenlerin yapıldığı mekandan boy boy fotoğraflar… Acaba nereden çıktı? Masonlar zaman zaman kapılarını aralar, üzerlerindeki kimi soru işaretlerini bertaraf etmek için masum birtakım bilgileri kamuoyuyla paylaşırlar. Bunlardan birinde aktrist Zeki Alasya’nın nasıl ve neden mason olduğu faziletleriyle birlikte anlatılmıştı. Son yayınların perde arkasında ne var bilmiyorum. Televizyonların en çok izlenen dizisi Kurtlar Vadisi’nde, Baron’un öldürülme sahnesinde gizemli mekanın yanı sıra bazı dikkat çekici ritüeller kullanılmıştı. Bunların bir bölümü masonlukla, Tapınak Şövalyeleri ile ilişkilendirilmişti. Yeni bilgiler öğreniyoruz; mesela Türkiye’de loca sayısı 197, kayıtlı mason sayısı 13 bin 500’müş. Dünyada mason locaları üye yitirirken bizde artış varmış, oran; yüzde 6,5, ilgililer daha çok gençlermiş. 11 Eylül’den sonra ABD’de 1,1 milyon, İngiltere’de 200 bin kişi locayla ilişkilerini kesmiş. Burada Atatürk’ün yasakladığı, İsmet Paşa’nın serbest bıraktığı masonluğun ne menem şey olduğunu irdelemek değil amacım. Bir masona ait olduğunu bildiğim ‘Biz toplumun görülmeyen liderleriyiz.’ sözünün ne anlama geldiğini de değerlendirmek istemiyorum. Son yayınlar bana siyasi alanda yaşanan bazı masonluk tartışmalarını hatırlattı. Bütün imaj çalışmalarına rağmen Türkiye’de masonlukla suçlanmanın bedeli ağırdır. Özellikle siyasette mason damgası yediniz mi işiniz biter. Hâlâ da bu böyledir. 1964’te olağanüstü toplanan Adalet Partisi Kongresi’ne masonluk tartışması damgasını vurdu. Rakipleri, en güçlü genel başkan adayı Süleyman Demirel’in mason olduğunu gösteren belgenin yer aldığı broşürü partililere dağıttı. İddiaların sonucu etkileyeceğini fark eden Süleyman Demirel, locadan Mason olmadığına ilişkin tekzip belgesi aldı. Demirel’in belgesi Türk masonları arasında ağır bunalıma yol açtı. Bu yüzden yönetim ikiye bölündü. Demirel, kongrenin sonunda genel başkan seçilmeyi başardı, ilk seçimde başbakan koltuğuna oturdu, ancak arkasında büyük bir tartışma bıraktı. Dünyada sadece Türkiye’de masonlar kendi içinde bölünme yaşadı. Bunun nedeni de Süleyman Demirel’e verilen ‘mason değildir’ belgesidir. 1995 Aralık seçimlerinde bir gazete, fotoğrafıyla birlikte Mesut Yılmaz’ın mason olduğunu gösteren haber yayınladı. Yılmaz, bu haberi dönemin Refah Partisi ile ilişkili bazı siyasilerden bildi. Ardından fotoğrafın fotomontaj olduğunu söyleyerek iddiaları reddetti. Yılmaz, RP ile seçim sonrası koalisyon müzakerelerine başlarken masonluk suçlamalarını gündeme getirdi, kendisinden özür dilenmesini istedi. ANAP yönetimi haberi yayınlayan, bugün de masonlukla ilgili yayın yapan o gazetenin parti teşkilatlarına alınmasını bir genelgeyle yasaklattı. AK Parti’nin kuruluşu sırasında da ilginç bir mason tartışması yaşandı. Refahyol Hükümeti’nde Kültür Bakanlığı yapan İsmail Kahraman, yenilikçi kanadın önemli isimlerindendi. AK Parti’nin kurucusu Erdoğan’ın itibar ettiği, ağabey olarak gördüğü biriydi. Amblem ve parti isminin belirlendiği en son toplantı milletvekili lojmanlarındaki Kahraman’ın evinde yapılmıştı. Başlangıçta çalışmalara heyecanla iştirak eden Kahraman aniden siyasete veda ediverdi. Milletvekilliğine aday olmadı. Siyasete neden nokta koyduğu o günlerde konuşulmuştu. Kulağıma çarptığı kadarıyla nedeni ilginçti: Kahraman, AK Parti’nin, masonları da içine alacak şekilde açılım politikasına karşı çıkıyordu. Kahraman, partinin kurucuları arasında bulunduğu iddia edilen mason bir isme itiraz etti. Oysa, parti yönetimindeki genel görüş, toplumun bütün unsurlarını kapsayacak şekilde yelpazeyi geniş tutmaktı. O yüzden Kahraman’ın itirazları taraftar bulmadı. Gerçekler, mason localarının kapıyı biraz aralamasıyla değil ancak ardına kadar açmalarıyla ortaya çıkabilir.